31 Ekim 2010 Pazar

21 Ekim 2010 Perşembe

BLOG KAPIYI ÇALDIM, BUYUR BEKLİYORUM

Sevgili blog,

Ben şu saat itibariyle aşağıda yazılanlar gibi hissediyorum.

Şekspir der ki: Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar. Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin. Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin. Konuşmadan önce dinleyin, yazmadan önce düşünün, harcamadan önce kazanın, dua etmeden önce bağışlayın, incitmeden önce hissedin, nefret etmeden önce sevin, vazgeçmeden önce çabalayın, ölmeden önce yaşayın. Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.


** Resim google görsellerden eklenmiştir.

20 Ağustos 2010 Cuma

YAŞASIN ARTIK TEMİZLİK FALAN YOK

Temizlik konusu hep kafamı karıştırmıştır. Bir türlü ölçüyü tutturamadığımı düşünürüm, 1994 yılından beri kendime ait bir evim var e haliyle temizlik yapmak da bana ait. Annem ile yaşarken çok rahattım, çamaşırlarımı annem yıkar ,ortak yaşadığımız alanları o temizlerdi falan sadece kişisel temizliğime dikkat ederdim. Kendi evim olduktan sonra önceleri nasıl temizlik yapmam gerektiğini pek bilemedim ama sonra sonra kendime göre bir düzen oturttum.Tabi öyle süper titiz, temiz olamadım. Hatta eşimle sevgili olduğumuz zamanlarda toz almam konusunda sık sık uyarırdı beni.(Eşim düzen adamıdır). Ben düzeni değil ama , temiz olmayı severim(Gerçi yapmakta zorlanıyorum ama). Dolap çekmecemelerim öyle kın gibi hiç olmadı,ütü masam her daim oturduğum odanın bir aksesuarı gibidir mesela hiç kaldırmam. Ütüden nefret ederken sadece havlu ve çorapları ütülemem onun dışında her şeyi ütülerim. Hele sözkonusu Denizimin eşyalarıysa daha çok dikkat ederim. Sürekli çamaşır makinasında çamaşır yıkarım(hatta makinamın adı Pertev, kendisini benim en iyi yardımcım ilan ettim)
Hafta sonu kombi bir program yapmışsam ver temizlik yapmazsam kendimi kötü hisserim falan filan işte.
Bütün bunları neden yazdım, bir arkadaşım aşağıda okuyacaklarınızı bir mail ile bana göndermiş ..........


Temizlik yapamadım diye vijdan yapmakta yoook:)))


HANIMLAR !!! Unutmayın... Bir toz tabakası, altındaki ahşabı korur.


'Bir ev mobilyaların üzerine 'seni seviyorum' yazabildiğinde gerçek bir ev olur .'


Yıllardır her hafta sonu, 'aman biri çıkıp geliverirse' diye en az sekiz saatimi her şeyin mükemmel görünmesine harcıyordum.


En sonunda anladım ki, hiç kimsenin çıkıp geldiği filan yok; hepsi dışarıda hayatlarını yaşayıp eğleniyorlar !




ŞİMDİ, insanlar ziyarete geldiğinde, kendimi evimin durumunu izah etmek zorunda hissetmiyorum;




İnsanlar, benim daha çok dışarda hayatımı yaşarken ve eğlenirken ne yaptığımla ilgililer.


Bunu hala keşfedemediyseniz, lütfen tavsiyelerime kulak verin.


Hayat kısa, tadını çıkarın !


Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın .......


ama onun yerine bir resim yapmak, bir mektup yazmak daha iyi değil mi, kurabiye ya da bir kek pişirmek, bir tohum ekmek toprağa, istemek ve gereksinim duymak arasındaki farkı keşfetmek ?




Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın, ama bilin ki çok zamanımız yok . . . .


içilecek bir kahveyle, yüzülecek bir nehir, tırmanılacak bir dağ, dinlecenek bir müzik, okunacak bir kitap, dedikodu yapılacak arkadaşlar, sürdürülecek bir hayat .


Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın,


ama bilin ki dünya gözlerinizi kamaştıracak güneşle dışarıda, saçlarınızın arasında gezecek rüzgarla, karla, sizi ıslatacak yağmurla... Bu gün bir daha yaşanmayacak.


Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın , ama hep aklınızda bulunsun, yaşlılık bir gün gelecek ve bu çok da hoşunuza gitmeyecek . . .




Ve bir gün bu dünyadan gittiğinizde - ki hepimiz mecbur gideceğiz - geride daha çok toz bırakacağız !


Topladıklarınız değil, nasıl bir yaşam yaşadığınıza dair dağıtabildiklerinizdir hayat...





13 Ağustos 2010 Cuma

BİR GEÇSE ŞU YAZ

Ben bütün mevsimleri severim, kışın hafta sonları dağda yürümeyi , baharda doğayı gözlemlemeyi , sonbaharın insanı ürperten serinliğini , yazın hafta sonları sayfiyede olmayı yada evde temizlik yapmayı.

Bu yazı hiç sevemedim önce kızkardeş-görümcemin geçirdiği protez ameliyatı için 9 Eylül Hastanesinde karşıladık yazın ilk günlerini , sonra yeni eve taşınma telaşı derken, yazın son ayı için planlar sıkıştırmıştım
güzel arkadaş Meltem ile yazlıklarında kafa dinlemece, balık-rakı,sabah kahvaltı öncesi denize girme akabinde Ofis arkadaşı Mürvet ile annesinin yazlığında kapama yeme, bahçeden toplanan malzemelerle salata yapma, taraçadan yıldızları seyretme falan filan diye.
E dedi hayat bana bu sene bunlara ara vermelisin , belkide bundan sonraki yazlar , kışlar, sonbaharlar ve de ilkbaharlar içinde planlarını yaparken olmayabilir demelisin sen artık orta yaşlı bir kadınsın çevrendeki değer verdiğin insanlar da yaşını başını alıyor.
Annem 02 Ağustos günü kalp krizi geçirdi. Ambulans ile Devlet Hastanesine giderken toplandık 3 kız kardeş,
(kardeşlik güzel birşey)  Salı günü yapılan Anjiyo sonucu kalpte 3 ana damar tıkalı. Direk By-pass yapılması gerektiğini söyledi DR yoksa kalbi fazla dayanmaz dedi. Annem By-pass olursam asıl o zaman ölürüm dedi, kalbimi açarsanız. Krize neden olan damara balonla stend takıldı,diğer iki damara yapılamıyormuş damar çok sıkışıkmış. DR yaşam şeklini değiştirirse (çook kilolu) , kendine dikkat ederse bir şansı olacağını söylüyor.
Şu anda dinlenmede , diyet yapmakta , 18 yaşındaki kız kardeşime "ben senin çocuklarına bakacağım daha diyor" Bizde böyle olmasını istiyoruz. Biraz kendisine gelsin , farklı DR ve hastaneye götüreceğiz.

Ben şu 2010 yazının bitmesini bekliyorum sabırsızlıkla , nasılsa bütün suçu onun üstüne atmak kolay geliyor.
Ama hayat devam ediyor , 5 Ağustos evlilik yıldönümüz. Ben hersene 5 Ağustos ta gelinliğimi sandıktan çıkarıp bakarım. Bu sene yine ritüeli tekrarladım bir gün gecikmeyle .

Deniz ne yapmış peki buyrun aşağıya bakın

27 Temmuz 2010 Salı

ÖLÜ RUHLAR ORMANI

Grange'nin bir önceki kitabı Koloni'yi okuyup yorum yazdığımda en az iki yıl beklemek gerekir demiştim. Ama bir sürpriz oldu ve yeni kitabı çıktı. Koloni vasattı ama bu kitabı beğendim hatta yazarın daha önce "Siyah Kan" kitabını çok beğenmiştim, aynı ayardaydı.Ben yine heyacanla sonunu öğrenmeliyim ama yavaşta okumalıyım ki çabuk bitmesin modunda bitirdim. Pek beğendim.

"Sen ormanın içinde değilsin, orman senin içinde"

22 Temmuz 2010 Perşembe

YAĞMURUN BİLE BÖYLE KÜÇÜK ELLERİ YOKTU


 Deniz minicik bir bebekken ninni yerine ona karga sesimle bunu söylerdim.
Denizkızım enteresan bir şekilde Yeni Türkü hastasıdır. Çok olmasada bazı şarkılarını ezbere bilir.
Akşam Deniz'de en az benim kadar eğlendi. Ben çook gençlik günlerimi anımsadım,
sağolasın İzmir Büyükşehir Belediyesi.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

BALKONUMDA YAZ YEMEKLERİ ŞENLİĞİ


 

Balkonumdan görünen ıhlamur ağaçları, Denizkızıma hemen bir scoter aldık , aklına estikçe bahçeye inip,kullanıyor.
Hafta sonu bol bol yemekler yaptım. Gelenimiz gidenimiz hiç eksik olmadı. Bu durumdan inanılmaz hoşnudum, kendimi çok zengin hissediyorum.
İnsanın bir de pazarı Cuma günleri kapısının önünde kurulunca alışveriş parayla ama  keyif paha biçilemez oluyor.

KARIŞIK DOLMA

1/2 Kg minnacık dolmalık biber
1 Kg ufak tefek patlıcan
Her parça sebze için 1 yemek kaşığı pirinç
3 tane kocaman domates
birer bağ taze nane , maydanoz
1 koca kafa soğan
biraz kaçırılmış zeytinyağ
ağız tadına göre karabiber, tuz.

Ben dolmalarımı çiğden doldurur fırında pişiririm. Fırına ilk attığımda dolmaların üzerini başka bir tepsiyle örter(1 su bardağı su koyarım), pirinçler buharla pişip, yumuşayınca tepsiyi kaldırır birazda üstü açık olarak bırakırım fırında. Tanıdıklar, yiyenler dolmamı beğenirler. (Ama Denizkızım  yemez...)

ZEYTİNYAĞLI SEMİZOTU

Eğer pazara eşim gittiyse semizotu almadan gelmez amma  yemeğinide yemez . Onun için semizotunun yaprakları temizlenip kenarıya konur bol yoğurtlu salatası yapılır, sapları da bana yemek olur.

Soğan, biber(genellikle acı),sarmısak,domates, ayıklanıp temizlenmiş semizotu,zeytinyağı hepsi çiğden ocağa konur kendi suyu ile birlikte kısık ateşte pişirilir.

TAZE BARBUNYA

Deniz Doksan'ın en çok sevdiği yemekler listesinde neredeyse ilk sırada yer alır(Sarma ile çekişmelidir)

1 Kg Barbunya mümkünseDenizkızına temizlettirilmiş
1 kocabaş sovan*
3 kocaman domates (Bu arada hesap ettim haftada 8 kg domates tüketiyoruz )
Zeytinyağı (Ben bunudu biraz kaçırıyorum)

Barbunya temizlendikten sonra haşlanıp, kara suyu atılır. Soğan karamelize edildikten sonra domatesler öldürülür barbunya ve yeterince su konup, önce harlı ateşte sonra kısık ateşte pişirilir.

Deniz yemekten sonra bana "ellerine sağlık,ellerin papatya koksun" der.